Sabah kepengi kaldırıyoruz ama umut yerlerde.
Çay kaynıyor, ışıklar yanıyor ama dükkânın içi sessiz.
Müşteri yok. Olan da bakıp çıkıyor.
Esnafın yüzü asık diyorlar…
Nasıl olmasın?
Elektrik faturası kapıda.
Kira günü yaklaşmış.
Vergi, Bağ-Kur, mal alımı derken gider kalemleri dizilmiş asker gibi bekliyor.
Ama kasa? Kasa bomboş.
Eskiden “siftah yaptın mı?” diye sorulurdu.
Şimdi “Bugün siftah oldu mu?” diye içimiz burkularak soruyoruz.
Ve ne yazık ki bazen cevap aynı:
“Yok…”
Siftah yapmadan kapattığımız günler oluyor.
Akşam kepengi indirirken insanın omuzları çöküyor.
“Ne yapacağız?
Nasıl geçineceğiz?
Yarın ne olacak?”
soruları beynin içinde dönüp duruyor.
Bu mesele tembellik değil.
Bu mesele çalışmamak değil.
Bu mesele üretmemek hiç değil.
Sabahın erken saatinde dükkân açan, akşam geç saate kadar ayakta duran bir esnafa kim “çalışmıyor” diyebilir?
Sorun başka yerde.
Alım gücü düşmüş.
Vatandaş harcamaya korkuyor.
Piyasa daralmış.
Güven azalmış.
Esnaf kazanamazsa şehir kazanamaz.
Esnaf ayakta kalamazsa mahalle yaşayamıyor.
Çünkü esnaf sadece satış yapan kişi değildir; o sokağın ışığıdır, nabzıdır, güvenidir.
Bugün birçok esnaf ayakta kalma savaşı veriyor.
Borçla dönmeye çalışıyor.
Krediyi krediyle kapatıyor.
Umudu yarına erteliyor.
Ama umut da bir yere kadar dayanır.
Artık şunu yüksek sesle konuşmamız gerekiyor:
Esnafın yükü hafifletilmeden bu çark dönmez.
Vergi yükü, kira baskısı, artan maliyetler… Bunlar görmezden gelinerek çözüm olmaz.
Çünkü esnafın derdi sadece kendi derdi değildir.
Bu, memleket meselesidir.
Sabah kepenk açan herkesin içinde aynı dua var:
“Allah’ım bugün işler iyi olsun.”
Bu dua bu kadar çoğaldıysa, bir yerde büyük bir sıkıntı var demektir.
Ve artık bu sesi duymanın zamanı geldi.
Medya aktif köşe yazarı
Kimyet Doğan





