​”Babam annemi hep sağdan sevdiği için ben solcu olmuşum!”
​Ben hep sevdiklerimi tam karşımda sevdim. Ne sağdan ne soldan olsun; her zaman, her koşulda insan olsunlar. Ahlaklı, vicdanlı ve ilkeli olsunlar.


​Dünyaya baktığımda, insanların kendi içlerinde bile bir durgunluk ve sadece izleme hâli içinde olduğunu görüyorum. Ben artık sadece izleyen olmayacağım. Daha gür, daha tutkulu ve vicdanımla her zaman karşınızda olacağım. Sorunlar karşısında sessiz ve duyarsız kalmayacağım. Ama her koşulda, bıkmadan usanmadan yazmaya devam edeceğim.


​Türkiye’deki gelişmeler beni derinden etkiliyor. Umudumu yitirmek istemiyorum; ancak izlediğim tablo karşısında umudum azalıyor.


​Ahlak, Umut ve Direnmek…


​Ahlak kavramı yüce bir değerdir. Nerede olursa olsun, ne teklif edilirse edilsin; eğer insani ve toplumsal değerlere aykırıysa “Ben bunu kabul edemem” diyebilmektir. Dik durabilmektir. Bunun sonunda bireysel olarak yalnız kalsan, hatta canın pahasına olsa bile ahlaktan vazgeçmiyorsan, işte o zaman ahlaklısındır. Eğer sana teklif edilen çıkar ve menfaat uğruna insanların hayatını olumsuz etkileyecek kararlara imza atıyorsan, o zaman ahlaki değerleri çürütüyorsun demektir.


​Umut ise bireyin ve toplumun geleceğe inanmasıdır. Eğer güzel günlere olan inancını kaybedersen, önce kendi umudunu, sonra da toplumun umudunu yıkarsın. Maalesef yaşlı politikacıların yeniden sahneye dönmesi ve onları destekleyen gençlerin bu düzeni sürdürmesi bana umut değil, umutsuzluk veriyor.


​Direnmek gerekir. Haksızlığa karşı toplumsal olarak durmak gerekir. Bu hangi partide olursa olsun böyledir. “Benim mahallem değil”, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, haksızlığa karşı sessiz kalan herkes bu düzenin suç ortağıdır.


​”Kendini Düzeltmeden Başkasını Düzeltemezsin”


​Muhalefet iktidarı eleştiriyor ama kendi içindekileri görmüyor. Kendini düzeltmeden başkasını düzeltemezsin. Cumhuriyet Halk Partisi dünyanın en eski partilerinden biridir. Ancak bugün geldiği noktayı gördüğümde içim sızlıyor.


​Türkiye’nin ne parasının ne pasaportunun değeri kaldı. İktidar bunlarla ilgilenmezken, ülkenin en köklü partisindeki siyasetçilerin koltuk kavgasına düşmesi halkın umutlarını yok ediyor. Gençlik geleceğini kaybediyor.

Sizlerin sorunu olmayabilir ama halk inim inim inliyor.


​Umut diye sarıldığımız insanlar kendi içlerinde ahlaki çöküş yaşıyor. Eğer gerçekten ahlaklı olsaydınız, bir partinin ve bir ülkenin hâli böyle olmazdı. Türkiye’de siyaset, maalesef bir zenginleşme ve birilerini kayırma aracı hâline geldi. Bu düzen büyüdükçe bir kitle kültürüne, hatta saplantılı bir ideolojiye dönüşüyor. İnsanlar bir yerlere gelebilmek için başkalarının emir eri oluyor.


​Asıl mesele kirlenmeden kalabilmek.


Ben kendi adıma konuşursam; önüme birçok fırsat çıkmasına rağmen ahlaktan, vicdandan ve direnmekten vazgeçmedim. Bugün Türkiye’ye uzaktan baktığımda bile içim bulanıyor. Kim kimin elini tutuyor, kim kimin yanında belli değil. Her yerde bir kokuşmuşluk var. Hollanda’ya gelen bazı siyasilere el vermiyorum. Versem bile içim rahat etmiyor. Çünkü ortada gerçekten içler acısı bir tablo var.


​Yüz yıllık bir ülke kuran partinin genel başkanlarının birbirlerine yönelik ithamlarını görünce insan, “Ben bunlara mı oy verdim?” diye düşünüyor. Emek en yüce ve en kutsal değerdir. Sizin ekonomik sorunlarınız olmayabilir ama bu çıkar kavgaları halkın geleceğini yok ediyor. Siz belki bireysel olarak etkilenmiyorsunuz ama halk yıkılıyor. Sırf güç ve çıkar uğruna Türkiye halkının geleceğiyle oynamayın.


​Solculuk Alkol Masalarında Fotoğraf Vermek Değildir


​Benim ne kadar sola inandığımı herkes bilir. Ama sol; birkaç insanın yüz binlerin umudunu yok etme hakkı değildir. Solculuk alkol masalarında oturmakla, kadınlarla fotoğraf vermekle olmaz. Solculuk; eşitliktir, saygıdır, paylaşmaktır, ilkedir, vicdandır, ahlaktır ve umuttur. Eğer bu kutsal değerlerin dışına çıkıp hâlâ “Ben solcuyum” diyorsanız, kendinize bile saygınız kalmamış demektir.


​Bana da zamanında birçok teklif geldi. Ama ben, “Bu benim inandığım değerlere aykırı” diyerek reddettim. Çünkü bir kez eğilseydim, her gün eğilmek zorunda kalırdım. Bugün bu yazıyı yazabiliyorsam, bunun sebebi kirlenmemiş olmamdır. On yıldır alnım açık yaşadım. Kirli işlere bulaşmadım. Ben “Eşitlik yoksa ben de yokum” dedim. Ama bugün kendine solcu diyen bazı insanlara baktığımda içim acıyor.


​29 Yaşında Bir Genç Olarak…


​Hiçbir başarınız olmadığı hâlde, sadece birkaç kişinin sizi alkışlamasına güvenerek bir milletin geleceğiyle oynamayın. İnsanları doğduğu, büyüdüğü ülkeden ayrılmak zorunda bırakıyorsunuz. Sizin ahlaksız ve vicdansız davranışlarınız yüzünden insanlar doğmamış çocuklarının bile geleceğini kaybediyor. Yazıklar olsun kendi çıkarını insanlığın çıkarlarının önüne koyanlara… Bu halk bunu hak etmiyor. Neden bunu yapacak kadar vicdanınızı kaybettiniz?


​Bir zamanlar sağcıların yanında suç sayılan sol değerlere inandık diye bugün kendimizi bile suçlu hissediyoruz. Çünkü siz solu sol olmaktan çıkardınız. İnsan makam sahibi olabilir, şöhret sahibi olabilir. Ama ilkesini kaybettiği anda hepsi çöptür. Eğer bir korkunuz varsa bunu söyleyin.


​Ben kendi adıma konuşuyorum: İnandığım değerlerden dönmek yerine ölmeyi tercih ederim. 29 yaşında biri olarak, ilkelerimden vazgeçmemek için canımı ortaya koymaya hazırken; ömrünün sonuna yaklaşmış insanların seçmenini ve ilkelerini satmasını anlayamıyorum.


​Benim tek hayalim ve umudum; dünyayı kadınların ve çocukların yönetmesi. Kadınlar insanlığın üzerine doğmuş en kutsal güneştir. Erkekler siyasette bu anlayışla kaldığı sürece ne Türkiye’ye ne de dünyaya gerçek huzur gelir.


​Ahlaklı, vicdanlı ve ilkeli insanlara selam ve saygılarımla.

Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir