Biz mi Yılları Eskitiyoruz, Yoksa Yıllar mı Bizi?
Zaman, insanoğlunun en çok konuştuğu ama en az anlayabildiği kavramlardan biridir. Her yeni yıl geldiğinde “bir yılı daha geride bıraktık” deriz. Sanki yılları biz eskitmişiz gibi konuşuruz. Oysa insan bazen durup düşünür: Gerçekten biz mi yılları eskitiyoruz, yoksa yıllar mı bizi?
Takvim yaprakları sessizce düşerken, aslında ömrümüzden de bir parça eksilir. Dün çocuk olan bir insan bugün büyür, yarın ise saçlarına aklar düşer. Zaman, kimseye sormadan akıp gider. Ne zengini bekler ne fakiri, ne genci ayırır ne yaşlıyı… Herkes için aynı hızla ilerler.
İnsan çoğu zaman hayatın telaşı içinde bunun farkına varamaz. Günlük koşuşturma, geçim derdi, sorumluluklar ve hayaller arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Bir bakarız ki yıllar geçmiş, hatıralar çoğalmış, ama içimizde hâlâ dünün izleri vardır.
Belki de mesele yılların bizi eskitemesi değildir. Asıl mesele, geçen zaman içinde neyi biriktirdiğimizdir. Eğer hayatımıza iyilik, dostluk, tecrübe ve güzel hatıralar katabiliyorsak; yıllar bizi eskitemez, aksine bizi olgunlaştırır.
Çünkü zaman sadece yaşlandırmaz, aynı zamanda öğretir. Bize sabrı, merhameti, hayatın değerini ve insan olmanın anlamını hatırlatır.
Sonuç olarak belki de şu soruyu kendimize sormamız gerekir:
Biz zamanı mı tüketiyoruz, yoksa zaman mı bizi?
Zaman akıp giderken geriye kalan tek şey, insanın bıraktığı izdir.
Kimyet Doğan
Medyaaktif Gazetesi Köşe Yazarı






