Köşe yazım
Sokakta yürürken artık yalnızca arabaya, çukura, çamura dikkat etmiyoruz.
16–17 yaşında bir çocuğun cebinde ne var diye de bakar olduk. Çünkü bugün bir okul çantasından kitap değil, bıçak çıkabiliyor.
Bu nasıl bir noktadır?
Henüz sakalı bile çıkmamış bir çocuk, eline bıçak alıp bir başka çocuğa saldırabiliyor. Bunun adı ne öfke, ne delikanlılık, ne de “gençlik heyecanı”. Bunun adı açık açık çürümedir.
Üstelik bu çocukların çoğu yalnız değil. Arkalarında sessiz ama çok güçlü bir düşman var:
Kimyasal uyuşturucular.
Bu maddeler artık arka sokaklarda değil, okul önlerinde, park köşelerinde, mahalle aralarında. Bir nefes, bir hap, bir damla… ve çocuk artık çocuk olmaktan çıkıyor. Vicdan gidiyor, korku gidiyor, akıl gidiyor. Geriye kontrolsüz bir öfke kalıyor.
Sonra ne oluyor?
Bıçak çekiliyor.
Kavga büyüyor.
Hayatlar kararıyor.
Ve biz hâlâ “gençlik nereye gidiyor” diye sorup duruyoruz.
Gençlik bir yere gitmiyor.
Gençlik itiliyor.
Ailesi yoksullukla boğuşuyor, okulu onu hayata hazırlayamıyor, sokak onu yutuyor. Devlet ise çoğu zaman olay olduktan sonra geliyor. Ambulans geliyor, polis geliyor, savcı geliyor… ama çocuk gitmiş oluyor.
Bir toplum çocuklarını kaybediyorsa, geleceğini de kaybediyor demektir. Bugün bıçak çeken 16 yaşındaki çocuk, yarın ya cezaevinde olacak ya mezarda.
Ve sonra hep birlikte “nerede hata yaptık?” diyeceğiz.
Hata şurada yapıldı:
Gençler yalnız bırakıldı.
Uyuşturucuya göz yumuldu.
Sokak çetelere terk edildi.
Umutsuzluk normalleştirildi.
Bu bir güvenlik meselesi değil sadece.
Bu bir gelecek meselesidir.
Ya bu çocukları kurtaracağız,
ya da yarın onlardan korkarak yaşayacağız






